| AŞAMIM / UĞRAŞILARIM | |
|
Yaşam aslında kendini ne kadar var edebildiğinden ibarettir...
İnsan olmak hem hiç kolay değil, hem de çok kolay Önce "oku" dediler. Başka çarem yoktu. Okumakla başladım işe. İlk okuduğum anlamasam da o zamanlar tümü "siyah beyaz" olan gazetelerin içinde siyahları ve beyazları en çok olan gazeteydi. Sonra ilkokul 3. sınıfta pek çok yönünü anlamasam da bazı dergileri okuduğumu anımsıyorum. Bu dergiler benim dışımda da yaşamın, benim çevremdekilerin dışında da insanların olduğunu anlatıyordu. O yaşamdan ve o insanlardan dertlendim. Onları hiç tanımasam da. Ardından 4. sınıfta okumaya doyamadığım kitap yaklaşık 1000 sayfalık bir "ansiklopedi"ydi. Roman okur gibi başından sonuna doğru okumaya başladım. Tanrım ne çok bilgi vardı o kitapta. Ne çok bilgi vardı öğrenilecek. Ürktüm. Bir yandan baştan sona doğru okurken, merak ettiğim bazı konuları da indeksinden bulup okumayı o zaman öğrendim. Bu da çok hoşuma gitti. Daha sonrası bitmek tükenmek bilmeyen bir okuma "çılgınlığı"ydı. Özellikle okulların kapanmasından sonra günde 2-3 kitap okuduğum olurdu. Şaşılacak bir nokta ben onları yakındaki "halk kütüphanesi"nden bulup okurken, ders ve okul kitapları dışındaki evdeki kitap sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Sanırım bugün yaşadığım çoğunu okumadığım, belki yaşamım boyunca da okuyamayacağım kitaplara bir dolu para dökme isteğimin kökleri o günlere dayanıyor. Neler okumadım ki; klasikler, başta çocuklara yönelik yazılmış olanlar başta olmak üzere romanlar, hikayeler, tarih kitapları, gezi kitapları, anı kitapları, bilim kurgu öyküleri, mitolojik kitaplar... Sonraki yıllarda değişik politik kitaplar... Bir gün okumanın yeterli olmadığını fark ettim. Okurken bir de yazmak da gerekliydi. Yazdım. En sevdiğim şey şiir yazmaktı. Hiç çocukluk aşkı yaşamadım. Ama tanımadığım sevgililerime bugün olmayan şiirler yazıyordum, kendi kendime. O da yetmedi. Bir de birşeyler yapmak gerekliydi. Bunu fark ettiğimde lise bitmiş, üniversiteye girmiştim. İlk yapılanlar yalnız kendimin değil, ama çevremde olan benim gibi kişilerin kimi gereksinimlerini yerine getirmekle ilgiliydi. Okulun derneğinde ders notlarının çoğaltılması. Şimdiki gibi fotokopiyle değil ama "teksir"le. Yazmak ve çoğaltmak beni "basılan" çeşitli şeylerle tanıştırdı. Basılan şeyler ise onların içini dolduracak işleri yapmayı gerekli kıldı. Her gencinde olduğu gibi "futbol"la başlayan sevda, biraz da işin içine "bilinç" katılmasıyla halk müziği, halk oyunları, tiyatroyla sürdü. Tiyatroyu "keşfim" yaşamımdaki dönüş noktalarından birisidir. Bunu çok sonraları fark ettim. Tiyatro benim ekonomiyi, politikayı, ideolojiyi, sanat ve kültürün anlamını öğrenmemi sağladı. "Dünyanın bir sahne, bizlerin de birer oyuncu olduğunu" fark etmemi sağladı. Bunun yanında bir başka şeyi daha bu sırada fark ettim: "Çoğumuz bize verilen rolleri iyi ya da kötü yerine getirerek oyunumuzu oynuyorduk. Ama bazılarımız rollerini kendileri belirliyor ve oynuyorlardı." İşte bu bir dönüm noktasıydı. Daha sonraki yaşamımda yaptıklarımın çoğu "kendi belirlediğim rolü oynama" isteğimden kaynaklandı. Şimdi bunu sürdürmeye çalışıyorum. En büyük "uğraş"ım da bu. Sürecek @: Düzenleyen: Mustafa SÜTLAŞ. Bu sayfanın her hakkı mahfuzdur. |