|
TAŞLAR ŞAHİT “Taşlar Şahit” Taşların dili “lal” Taşları konuşturan insanlar...
andolsun kentimin şeceresine ne yaşadımsa taşlara
yazdım ne gördümse de öyle bellek tuttum
kendime taşların diliyle and olsun kentimin kadim adına hesap verecekler
bana taşlarımdan kaz
sızanda... (*) Sevgili Şeyhmus Diken böyle anlatıyor Diyarbakır’ı... Onun “kadim kenti”ni. Amed’i... O bir “amidalı” Haklı... Onun tanığı taşlar... “Lal” olmadan önceki taşlar... Ermeniler, Süryaniler var olduğu sırada, onların “nakşettikleri” taşlardaki sesi duyuyor o. Biz duyamıyoruz... O sese benzer sesler yok. O sese benzer sesleri taşlara işleyenler yok. “Taşlar” ustasız... “Taşlar” sessiz... “Taşlar” kimsesiz... Bu coğrafyanın dört bir yanında... Ege’den, Akdeniz’den, Trakya’dan, Karadeniz’den Mezopotamya’nın düzlüklerine, çevresindeki Karduk ülkesinin dağlıklarına kadar...
Bu coğrafyanın her köşesinin taşı toprağı altın. “Altın” peşindeler... “Altının” peşindeler... Üstündekilerden umudunu kesenler... Eşiyorlar, deliyorlar, kazıyorlar... Toprağın derisini yüzüyorlar... “Altın”ı “üstün”e getiriyorlar. Peşinde oldukları onlar. “Altın”ın peşindeler onlar... “Gümüş”ün peşindeler... Hatta “Gümüşlüğün” de peşindeler... Taşın, toprağın sakladığının peşindeler... Taşın, toprağın var ettiği yaşamın peşindeler... Taşın, toprağın yarattığı insanın peşindeler... İnsanın kanının, canının, yarınının, peşindeler... İnsanın “yar”ının peşindeler... Yani insanın özgürlüğünün peşindeler... Alttakilerle üsttekiler bir olmuşlar... Altını üstünü birbirine katıyorlar... Altının ve gümüşün peşindekiler... İnsan yaptığıyla mağrur Ve dahi insan yapmadığıyla mağlup... İnsan yaptığı ve yapmadığıyla “mağrur ve mağlup” Olanlar bu yüzden Ve onlar bu yüzden “insan”a güveniyorlar... İnsanın “lal”lığına güveniyorlar... İnsan susar... Susar insan bilirim... Bir umudunu kestiğinde... çaresizlikten.... Bir de son haykırışını yapmadan az önce... soluğunu toplamak için...
“Taşlar” ustasız... “Ustasız taşlar” lal. Taşlar “söz”... Sözler “Taş” “Sözler” ustasız.... “Ustasız sözler” lal. “Taş”lar küçücük çocukların ellerinde... Çocukların elleri havada... “Söz” istiyorlar... “Söz”ler “taş” olmuş, konuşuyor... Çocuklar konuşacak... Çocuklar... “Lal” çocuklar Mağrur olmayı da mağlup olmayı da Bilmeyen çocuklar... Konuşacaklar... Bir gün İşte o zaman hep birlikte söyleyecekler Hiç söylenmemiş bir türküyü, çocuklar... O zaman çağıracak... Çağıracaklar... Çağırıyorum.... “Oralarda” bir şeyler oluyor... Duyuyorum, duyuruyorum.... Mustafa SÜTLAŞ / 24.03.2009 (*)TAŞLAR
ŞAHİT, Şeyhmus
Diken, Lis Yayınları, Diyarbakır Kitaplığı: 65/10 İkinci Baskı, Aralık 2008 |