Y
AZILARIM / KÜLTÜR - SANAT
| Kitap yazılarım | Şiirimsilerim | Öykülerim | Fotoğraflarım | Tiyatro üzerine | Gezi yazıları
SÖYLEŞİLERİM

29 Ocak 2006 tarihli Birgün Pazar Eki BİRGÜN Gazetesinin 29.1.2006 tarihli "PAZAR EKİ"nde yayınlanan, Ayşe Tatlıcı'nın hazırladığı röportajın tam metni:

Ayşe Tatlıcı: Yaşadığımız toplumdaki hastaların hakları ve hasta doktor ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
M. Sütlaş:
Sağlık alanında çok yoğun bir ticarileşme yaşanıyor. Sağlık hizmetine ilişkin temel ilkeler, etik kurallar giderek değişiyor ve ticaretin ilke ve kurallarıyla geçerli oluyor. Kamuda da, özelde de böyle. Hasta Hakları zaten toplumumuzun iç dinamiğiyle gelişen haklar değildi. Bunu tam anlamıyla öğrenip algılamadan, sanki eş anlamlıymış gibi "müşteri"ve "müşteri memnuniyeti"kavramları halkımızın gündemine girdi.
Bizim toplumumuzda "hekim"le, "hakim"tanrıdan sonra gelen, neredeyse ona eşdeğer kutsallıkta mesleklerdi. Vatandaşlar, henüz "kul"olmaktan çıkıp "birey olma"bilincine erişmedikleri için bu iki mesleği uygulayanlardan aslında yapamayacakları şeyleri bekler ve korkarlardı. Kırsal kesimde hâlâ büyük oranda böyle. Öte yandan hekim dağılımındaki eşitsizlik ve hekime ulaşma güçlüğü de onu "nadir"bulunan, zor ulaşılan, ulaşıldığı zaman da bu "nadir"liğe koşut, "bedel"ödenen bir meslek haline getirmiştir. Hekimler bugün gerçekten ulaşılmaz, ulaşıldıkları zaman da "korkulan ve hikmetinden sual olunmayan"bir mesleğin uygulayıcısıdırlar. Bu nedenle, hekimlerle ondan hizmet alanların ilişkisi her şeyden önce "eşit olmayan"bir ilişkidir. Tüm eşit olmayan ilişkilerde olduğu gibi burada da bir hiyerarşi ve buna bağlı yaşanan bir “tabi ve bağımlı olma”, çekingenlik, korku ve bu korkusunu sonunda ortaya çıkan "gerçek" anlamda eşitliğin olmadığı bir ilişki vardır. Bir grup hekim bunu "yıkmak"için uğraşsalar da bu ilişki büyük oranda böyledir. Her ikili ilişkide "güven unsuru"çok önemlidir. İlk kez karşılaşan iki insandan birisi hele hele sağlık ve can söz konusu olduğunda böyle bir güveni sağlayacak bir süreç yoksa ya "korkunun"egemen olduğu bir ilişki ortaya çıkmakta, ya da hizmet alanın "tam bir teslimiyeti" söz konusu olmaktadır. 29 Ocak 2006 tarihli Birgün Pazar Eki

Ayşe Tatlıcı: Hasta doktor ilişkilerinde Türkiye genelinden bakarsak ne kadar ahlaklı buluyorsunuz?
M. Sütlaş:
Öncelikle buradaki "ahlak"sözünüzü "meslek etiği"anlamında aldığımızda çok ciddi sorunlar vardır.
Öncelikle hekimin en temel hakkı ve bu hakkın gereği olan ödevi olan "herhangi bir etki altında olmadan mesleğinin gereklerini özgürce uygulama hakkı ve ödevi"bakımından hekimler ciddi sıkıntı içindedirler. Maddi gereksinimler, idari ve bürokratik zorlamalar, mevcut mevzuat, bulundukları mevki ve makamların, akademik ilerleme kaygısının getirdiği olumsuz etkiler, ilaç şirketlerinden başlayan, medyanın katılımıyla genişleyen ve şimdilerde hukuki zorlamalarla giderek daha çok sorunsallaşan bir süreç söz konusudur. Hekimler, mesleklerini gerektiği gibi "meslek etiği kuralları çerçevesinde yapma"olanağına ne yazık ki sahip değildirler. Hekimin özgür kararını ve bilim çerçevesindeki uygulaması neredeyse olanaksızdır.
Öte yandan hekimlerin temel ve uzmanlık eğitimi süreçlerinden kaynaklanan bilgi ve deneyim eksiklikleri vardır. Ayrıca bilgilerini gerektiği gibi yenileyemedikleri için bilgileri de güncel değildir. Bu nedenle birçok yanlış yapılmaktadır. Buna bir de sağlık hizmet sisteminin yanlışlığı da eklenmektedir. Sağlığı koruyan, geliştiren ve hastalıkları önleyen bir model yerine tanı ve tedaviye dayalı bir model vardır. Basamaklı hizmet yoktur. İkinci, üçüncü basamak kurumların önünde gereksiz yığılmalar vardır. Yetersiz sağlık alt yapısı ve insan gücü gibi sorunlar, çalışma ortamındaki olumsuzluklar da bu sürece olumsuz etkide bulunmaktadır.

Ayşe Tatlıcı: İki tarafında bir takım beklentileri var. Sizce yasal düzenlemeler iki taraf için de bu beklentileri karşılıyor mu?
M. Sütlaş:
Halkın temel beklentisi sağlığı için, gereksinim duyduğu her yerde, olabildiğince erken, en az bedeli ödeyerek ve etkin bir sağlık hizmetine ulaşmak ve yararlanmaktır. Ama bu günümüzde olanaklı değildir. Sağlık güvencesinden yoksunluk, ekonomik ve sosyal yetersizlik, bilgisizlik, sağlığı koruma ve sağlıklı yaşama olanaklarından yoksunluk bu beklentilerin gerçekleşmesini engellemektedir. Yasal mevzuat "sağlığın yalnız hastalıklardan arınmış olmak değil, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak tam iyilik hali"şeklindeki tanımının gerektirdiği bakış açısıyla düzenlenmemiştir. Dolayısıyla halkın beklentilerin karşılanması zaten olanaklı değildir. Örneğin "Hasta Hakları Yönetmeliği"hasta ve yakınının beklentilerini karşılar gibi görünse de fazla bir etkisi yoktur. Sonuçta şunu söyleyebiliriz: "Hasta ve yakınları sağlık hizmeti alırken sağlık kavramının anlattığı bir hizmeti almaktan yoksundurlar."
Aynı şeyi hekim ve sağlıkçılar için de söyleyebiliriz. Onların beklentileri de mesleklerini tüm bilimsel gereklerine uygun ve etik kuralları çerçevesinde yerine getirmek isterler. Bunun her anlamda sürekliliğinin sağlanmasını talep ederler. Ama bu da mevcut koşullarda olanaksızdır. Çünkü daha eğitimden başlayarak, tüm mesleki süreci belirleyen, koşul ve olanaklarla, bunlara dair yasal düzenlemeler yetersizdir. Dolayısıyla iki tarafın da hem yasal çerçeve, hem de fiili uygulama olarak sorunlu olduğu bir hizmet söz konusudur. Bu da her anlamda bir "sağlıksızlık"doğurmaktadır. Mevcut sonuçlar da bunları göstermektedir.

Ayşe Tatlıcı: Derneğinizin kuruluş amaçları nelerdir? Hedeflerini kıssaca anlatabilir misiniz?
M. Sütlaş:
Sağlık Hakkı Hareketi Derneği (SHHD), sağlığı tanımladığımız çerçevede anlıyoruz. Sağlık hizmetine ulaşıp yararlanmanın herkesin en doğal hakkı olduğunu kabul ediyoruz. “Sağlık hakkı”, en temel hak olan "yaşama hakkı"nı gerçek ve anlamlı kılan bir haktır. Bu nedenle sağlık hizmetinin öncesinde, sırasında ve sonrasında herhangi bir bedel ve karşılık talep edilmemelidir. Uygulamada da sağlık hizmeti, ondan yararlananla, sunanların aynı tarafta ve aynı ekibin içinde olduğu bir hizmettir. Bu süreçte herkes eşittir. Ekip üyeleri birbirlerini anlayarak, sevgi ve saygı duyarak, olumlu işbirliği ve dayanışma içinde bu sürece katılmalıdır. Amacımız böylesi bir sağlık hizmetinin gerekli olduğunu ortaya koymak ve bunun mümkün olduğunu herkese anlatmaktır. Hedefimiz "sağlık hakkının tüm gereklerinin yerine geldiği bir sağlık hizmetinin etkin ve yaygın bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bir sivil bir güç olarak sürece müdahil olmak ve mevcut yanlış hizmet modelini, toplumun desteği ve aktif çabasıyla değiştirip dönüştürmektir."

Ayşe Tatlıcı: Hastalara kötü muamele hizmet kusurları başta olmak üzere hastaneler de yaşanan olumsuzlukları engellemek üzere dernekten birisi olarak ne söyleyebilirsiniz?
M. Sütlaş:
Mevcut durumun gerçek sorumlusu mevcut sağlık hizmet modelini dayatan IMF, DB ve DTÖ gibi küresel finans kuruluşlarıdır. Onların dayatmasıyla uygulanan sağlık politikaları hekimle, sağlık hizmetinden yararlananı "ticari çıkar temelinde"karşı karşıya getirmekte ve hak ihlâline yol açan bir çok sonuç doğurmaktadır. Öncelikle bu politikalara ve uygulamalarına karşı çıkılmalıdır. Sonra da sağlığı doğru anlayan ve buna uygun hizmet modelleri geçerli kılınmalıdır.

Ayşe Tatlıcı: Türkiye’de ki sağlık birimlerinde genel olarak baktığımızda hizmetlerini tanıtmaya dayalı reklam amaçlı kuruluşlar var hizmetlerinden oluştuğu genellemesine katılıyor musunuz?
M. Sütlaş:
“Reklam ve tanıtım” ticari bir alanda daha çok kazanmak ve kâr etmek için yapılır. Ticaret rekabetle varolur, rekabet ise reklamsız olamaz. Dolayısıyla "ticari bakışla oluşmuş"kamu ya da özel sağlık kuruluşları ticari kazancı ve kârlılığını artırmak için reklam yapmaktadırlar. Bugün yasal olarak sağlık alanında "reklam"yasaktır. Ama ticarileşmiş sağlık kuruluşları "Medya"açısından önemli bir reklam kaynağı durumundadırlar. Dolayısıyla sistem böyle kurulunca reklam da kaçınılmaz olmaktadır.

Ayşe Tatlıcı: Bundan sonra ki çalışmalarınıza yönelik düşüncelerinizi anlatabilir misiniz?
M. Sütlaş:
SHHD iki konuda çalışma yapacağız. İlki tüm sağlık kurum ve kuruluşları için, onlardan hizmet alanlar ve ilgili örgütlerin temsilci ve üyelerinden oluşan "izleme ve dayanışma kurulları"oluşturmaktır. Savımız şudur: "Sağlığımız bizimdir, sağlığımız için hizmet veren sağlık kuruluşları da bizimdir. Ayrıca bu kurum ve kuruluşlarda bizlere hizmet veren sağlık personelinin yaşadığı sorunlar bizleri de olumsuz etkilemektedir.Onun için bunların çözümlenmesi için el birliğiyle ve bir arada mücadele etmemiz gereklidir."
İkincisi ise yine bu kurullar aracılığıyla saptadığımız "hak ihlâllerini"tekil olarak bireysel düzlemde değil, bu sistemin ürettiği ve her yerde yaşanabilecek bir sorun olarak görüp üzerine gitmek ve bu amaçla bir hak mücadelesi vermektir. Sağlık sorunlarını bütüncül olarak çözümlemek için yeni talepleri dile getirmek ve bunlar için mücadele örgütleyeceğiz.

Ayşe Tatlıcı: Eklemek istediğiniz bir şey var mı ?
M. Sütlaş:
Sağlığına ve sağlık kurumlarına sahip çıkmalıyız. Hastalanmadan, sağlıklıyken bir şeyler yapmalıyız. Sağlığın ve hizmetin farkına varmak en önemli noktadır. Farkına varanlar, diğerlerinin de farkına varmalarını sağlamalıdırlar. Sonra örgütlenmelidir. Sağlığımızı da sağlık kurumlarımızı da artık yalnız "hastalıklar ve tedavisiyle uğraşan"bir yönetimin eline bırakamayız. Hizmetten yararlananlar ve onu sunanların el birliğiyle beklentilerimizi gerçekleştirebiliriz. Yalnız "tıbbi kötü uygulamalara karşı çıkmak"olarak anlaşılan hasta hakları savunuculuğu bunları gerçekleştiremez. Sağlığı savunmak ve talep etmek gereklidir.

29/01/2006