| AZILARIM / DÜŞÜNCE-YORUM | |
| | Politika | Felsefe | Yaşam | |
|
ÖRGÜTLENMEYE DAİR YAZILARIM (Yazılara gitmek için başlıkların üzerine tıklayınız) SON YAZI TARİHİ: 02/02/2007
ÖRGÜTLENMEK VAROLABİLMEK İÇİN EN ÖNEMLİ GEREKSİNİMDİR
İnsan soyu canlılar aleminde, bedensel yapısı ve kas gücü olarak doğal halindeyken "zayıf" bir canlıdır.
Onu güçlü kılan en gelişmiş organı olan "beyni"dir. O bedensel güçsüzlüğünü beyni ile tamamlayabildiği için varlığını sürdürebilmiştir.
Diğer yandan insan soyu yine canlılar alemi içinde kendi türünün "diğer örnekleriyle" bir arada olmaya en çok gereksinimi olan canlıdır. Bu nedenle insanlar hep "topluluk" halinde yaşamışlar ve insanlık tarihini ancak böylelikle oluşturabilmişlerdir.
* * *
Aslında tüm canlılar yaşamlarının en az bir döneminde "topluluk" halinde yaşarlar. Topluluk halinde yaşayan tüm canlılar arasında ise "asgari" bir örgütlenme vardır.
Çünkü yaşamı varedebilmek için örgütlenmek gereklidir.
Örgütlenmek kuşkusuz herşeyden önce bir amaca hizmet eder. Bu bazen yaşamla ilgilidir, bazen biyolojiktir, bazen de ortak amaçlar olabilir.
Beynin ürünü olan "akıl" ile yaşamın bir dayatması olan "örgütlenme" bir araya geldiğinde insan soyunun gücü de ortaya çıkar.
Gücün ortaya çıkması ise, önce gücün anlamını öğretir insanlara. Ardından ortak çıkarları gösterir. Sonu ise "erk"tir. Erkin valığı herşeyden önce örgütlenmeyi gerektirir.
* * *
Erkin ortaya çıktığı her yerde iki tür örgütlenme oluşur. İlki erk sahiplerinin kendi varlıklarını yani "egemenliklerini" sürdürmeleri için, bulundukları yerlerde kalabilmeleri için gerekli olan örgütlenmelerdir.
Ordusuyla, polisiyle, hukuk sitemiyle, devleti oluşturan tüm unsurlar erk sahibinin kendi "egemenliğinin" araçlarıdır.
Ama egemenlik için bu yeterli değildir. İkinci bir örgütlenmenin daha olması gereklidir. O da bu egemenliği kabul edenlerin çeşitli amaçlara yönelik oluşturdukları örgütlenmelerdir.
Örneğin "aile" böyle bir örgütlenmedir. Örneğin topluluk halinde yaşayan insanların yaşamak için gerçekleştirdikleri çeşitli iş bölümlerinin oluşması böyle örgütlenmelerdir.
Erk varlığını örgütlenmeler üzerinde sürdürür.
En küçük "egemenliklerin" bile, bu nedenle örgütlenmeye gereksinimleri vardır.
Nerede egemenlikten söz ediyorsak, orada bir "örgütlenme" görürüz.
Egemenler "kontrol altında tutamadıkları" örgütlerden korkarlar ve bunların sayılarının artması ise kontrolü güçleştirdiği için örgütlenmelerin oluşumunu güçleştirecek düzenlemeler yaparlar.
Aslında doğanın içinde de çok gevşek ve kendisini her an hissettirmese de bir "örgütlenme" vardır.
* * *
İnsanlık tarihinin gelişimi bir üst düzeyde ilk başladığı zamandaki durumuna geri dönecek şekilde eğer bir sarmal şeklinde ilerliyorsa, bugün yaşadığımız an bu sarmalın bir alt düzeyindeki haline çok yakındır.
İşte bu noktada bir egemene tabi olan, onun egemenliği alında ve ona göre güçsüz olan bizlerin örgütlenmelerimizi gözden geçirmek, yeniden düzenlemek ve yeni örgütlenmeler oluşturmaya gereksinimimiz vardır.
Aslında bu insanlığın varlığını sürdürebilmesi için de, tarih boyunca hep yeniyi ortaya çıkaran yığınların bir görevidirde.
Bu görev ikilidir. Biri egemenlerin varlıklarını dayandırdıkları kendi örgütlerini "zayıflatmak" ve kendimiz için oluşturduğumuz örgütlerimizi onların varlıklarıı sürdürmelerine hizmet edecek şekilde "kullandırmamak", ikincisi ise bize ve döneme uyan "yeni örgütlenmeleri yaşama geçirebilmektir". Değişimi sağlayacak olan "devrimci tutum" budur.
* * *
İlk görev için yapılacak şeyler bellidir: Ne olursa olsun, mümkün olabildiğince bu örgütlenmelerin içinde yer almamak ve onları kendi çıkarımız söz konusu olmadıkça kullanmamaktır. Ancak yaşamın gerçeklerinin "dayatması" bunu herkes için ve her zaman mümkün kılmayacaktır. Dahası bunu yapmak isteyenlere egemenler çeşitli bedeller ödettirecek, bazen de yok etmeye çalışacaklardır.
Daha kolay ve kendi "erk alanımız içinde olduğu için" mümkün olan kendimiz için kurduğumuz örgütlerin onların çıkarına hizmet eden yanlarını olabildiğince ortadan kaldırırken, kendimizi varetmeye yarayan yanlarını büyütmek, geliştirmek ve gücünü çoğaltmaktır.
Bunun da yollarından biri bu örgütlenmelerin dayandığı kuralları ve ilkeleri değiştirmek ve yeni kurallar, ilkeler, işlerlik biçimleri, hatta yeni yapılar yaratmaktır.
Bir diğeri ise bu örgütleri yaşama yaklaştırmak ve yaşamın içinde varetmek ve olabildiğince "katılımı" arttırmaktır. Katılımı arttırmanın ise en kolay ve etkin yolu ise "demokrasi"yi arttırmaktır.
* * *
İnsanlık tarihinin geldiğimiz bu evresinde; hemen her toplumda aşağı yukarı birbirine benzer "örgütlenme" biçimleri mevcuttur.
Bunlar arasında "politik örgütlenmeler", "inanç örgütlenmeleri", "amaç örgütlenmeleri", "çıkar örgütlenmeleri", "yarar örgütlenmeleri", "ortaklıklar", "kültürel örgütlenmeler", "hizmet örgütlenmeleri" sayılabilir.
Demokratik toplumlarda hemen her insan bu farklı örgütlenmelerin hepsinde de örgütlüdür.
Örneğin bir insan herşeyden önce kendi politik düşüncelerine yakın bir "partinin üyesi"dir. Bunu bugünkü ve gelecekteki varlığı için gerekli görür. Demokratik alışkanlıkları olan ve çoğulculuğu benimseyen toplumlarda bu tür örgütlenmeler ve toplumun bunlar içinde örgütlü olma oranları oldukça yüksektir.
Bunu kendi inancına yakın insanların oluşturduğu "dinsel cemaatlere" dahil olarak bütünleştirir. Bir şeye, bir cemaate "aidiyet" duygusunun sağladığı rahatlık onu bu örgütlenmeye dahil olmaya yönlendirir. Bir yandan da inançları doğrultusunda "manevi" varlığını güçlendirme isteği bunda önemli rol oynar. Demokratik alışkanlıkları ve deneyimleri daha az olan topluluklarda en yaygın örgütlenme modeli budur.
İnsanların yaşamlarını kazandıkları işleriyle ilgili örgütlenmeleri toplumdaki yaygınlık bakımından üçüncü büyük örgütlenme alanıdır. Ücretli çalışanlar "sendika"larda örgütlüdür. Para kazandığı mesleğini serbest olarak uygulayanların "meslek birlikleri ve odaları" vardır. Bu örgütlenme aynı zamanda bazı bağlantılı "ekonomik dayanışma" örgütlerine dahil olmayı da gerekli kılar. "Sosyal Güvenlik Örgütlenmeleri" ve "kooperatifler" böyle örgütlenmelerdir.
Mesleki olmasa da birbirine benzer düşünen, çeşitli konuları dert ve iş edinen insanların kurdukları "gönüllü örgütlenmeler" yani STK/Ö, demokratik kitle örgütleri, bilimsel, sosyal, kültürel amaçlı dernekler, vakıflar, platformlar, örgütlenmeler bunlar arasındadır.
Yine insanların eğitim gördükleri okullara, yaşadıkları çevreye ve yere, herhangi bir hobiye, özel ilgi alanına yönelik örgütlenmeler de yaşamın içinde insanın "varoluşunu" anlamlandıran örgütler arasındadır.
Bir insanın bu tür örgütlerin kaçının içinde yer aldığı onun bireysel olarak "onun toplumsallığı"nı gösterirken, bu tür örgütlenmelerin çokluğu da o toplumun " toplumsallığını ve dolayısıyla demokrasisinin gelişmişliğini" gösterir.
SÜRECEK
|