| AZILARIM / MEDYA-İLETİŞİM | |
| | Genel | Medya ve Sağlık | Yön FM Merhaba Acil | TGC Bizim Gazete | |
|
DEĞERLENDİRMELER
Birgün gazetesindeki "tam sayfa ilan" ve bir okur tepkisi
Merhaba, Çıktığı andan başlayarak Birgün gazetesini alıyorum. Bunu yapmamın nedeni "muhalif" kimlikli bir gazeteyi varetmek için başlatılan "dayanışma" içinde olabilmek. Gazetenin ortaklarından birisi değilim. Ama ısrarla gazeteyi alıyor olmamın bu katkıyı sağladığını düşünüyorum. Dahası zaman zaman içerik anlamında gönüllü katkıda bulunmaya da çalışıyorum. Gazete gerek içerik, gerekse gazetecilik ilke ve kurlları bakımından da bir çok yanlış yapıyor. Haber ve yazıların yazım ve sunuşlarında bir çok dikkatsizlik ve özensizlik söz konusu oluyor. Aslında bunlar gazeteyi yöneten ve yayınlayanların kendilerine, gazeteye ve okurlarına yönelik saygılarının düzeyi bakımından önemli. Gazetenin başlangıcında yer alan kişilerin kimilerinin şimdi gazetede olmayışının bir nedeni de bence bu. Yine de bir gün düzelir umuduyla, hiç haketmediğimiz halde bunları sineye çekiyor ve gazeteyi almayı sürdürüyoruz. Gazetenin bu haliyle çok küçük bir kesimin sözlerini basan yayan bir niteliğe dönüştüğüne ise konu bu olmadığı için değinmek istemiyorum ama bu konudaki rahatsızlığımı da bilmenizi istiyorum. * * *
Bu mesajımda belirteceklerimin doğrusu dikkate alınacağını ve yayınlanacağını da sanmıyorum. Ama hâlâ bu gazeteyi alma ve okuma kararlığılında olan bir okurunuz olarak tepkimi ifade etmeyi de yaşamımı belirleyen ilkeler nedeniyle zorunlu görüyorum. Öncelikle söyleyeyim ki gazetenin içinde olduğu ekonomik sıkıntıları çok yakından biliyorum. Büyüyen borçlar nedeniyle başlangıç ortaklarından para talep ettiğinizden de haberdarım. Gazetenin kapanacağına ilişkin sözlerin de salt bir "söylenti" olmadığını bu nedenle biliyorum. Dolayısıyla gazetenin her türlü paraya ve kaynağa gereksinimi olduğundan da haberim var. Ama bunu sağlamanın biçimi ve yollarından birisinin dün (30 Eylül) yaptığınız gibi tam sayfa ilanlar olmadığını düşünüyorum. İster DİSK ya da benzeri meslek örgütlerinin kamuoyuna iletmek istedikleri mesajlar nedeniyle olsun, isterse dünkü gazetede yer aldığı gibi büyük şirketlerin reklamları olsun bu gazetenin alıcısına ve okuruna en azından parasını verdiği her sayfanın hakkını vermesi gerekir. Dün gazeteye verdiğim 500 TL'nin yirmide biri olan 25 TL'si boşa gitti. Bana bu parayı borçlusunuz. Ama gerçek borcunuz bundan daha fazla. Herşeyden önce bana bir "özür" borçlusunuz. Gazetenin son sayfasının Koç'un Yapı Kredi bankasını aldığını belirten ortasında yalnız "Hoşgeldin Yapıkredi" yazan bomboş bir kırmızı sayfa biçiminde yayınlanmasını kabul edemiyorum. Bunu birçok Birgün okurunun da kabul etmeyeceğini düşünüyorum. O nedenle bu tepkiyi ifade etmenin salt bir hakkım değil, aynı zamanda görevim olduğu da düşünüyorum. Beni Yapı Kredi'nin Koç'a geçmesi ilgilendirmiyor. Bu; benim için (birçoklarının da böyle olduğunu düşünüyorum) küçük bir haber niteliğinde bile olmayan, beni ilgilendirmeyen bir bildirim ve ilan. Söz konusu olan 25 TL'min karşılığını alamamam da değil. Herşeyden önce bir koca sayfayı bomboş basma hakkına (eğer birşeyi protesto etmiyorsanız, haklı, makul bir gerekçeniz yoksa) sahip olmadığınızı düşünüyorum. Bu sayfada okurunuzu bilgilendirme, aydınlatma, bir düşüncenin savunusunu yapma, örneğin benim şu yakınmalarımı dile getirme vb. herhangi bir biçimde okuruna saygılı ve kamu yararını önceleyen bir tutumla "dopdolu" yayınlayabilirdiniz. Ben bir okur olarak sizin kolayca güdebileceğiniz, ne sunarsanız sessizce kabul edecek aptal bir alıcı, tüketici değilim. Öyle olsaydım ya da bunu kabul etseydim, her gün 50-60 sayfalık gazetesinde 4-5 böyle sayfanın yayınladığı boyalı gazetelerden birisini alırdım. Üstelik onlar böyle sayfaları yayınlarken, her zaman yayınladıklarından keserek okurlarını aldatmıyorlar. Az buçuk gazetecilik ortamını solumuş bir insan olarak gazetenin künyesinin gazetenin en önemli ve değerli bölümlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. O nedenle künye duruma göre yeri değişebilen bir gazete bölümü değildir. Siz o ilanla o künyenin yerini değiştirirken de gazetenin emekçilerinin gazete için anlamını ortaya koymuş oluyorsunuz. Bu nedenle onlar adına bunun da kabul edilemeyeceğini düşünüyorum. * * * Tüm bunları söyledikten sonra sizden sürekli bir okurunuz olarak şunları istiyorum: * * * Bu isteklerimin yanında bir de önerim var: Gazeteye gelen böyle bir ilan söz konusu olduğunda bir gün önce okurunuza duyurunuz. Deyiniz ki "Bedeli şu kadar olan bir ilan geldi. Biz bunu yayınlamayı size olan saygımızın gereği olarak görüyoruz. Bu ilanı yayınlamadığımızı belirteceğiz. karşılığında da (tirajı hesabederek) bu ilanın karşılığı olan şu kadar TL'nin okurlar ve alıcılar arasında paylaştırdık. Payınıza şu kadar düştü. Bu nedenle bugün gazetemizin bedeli bu kadardır. Lütfen bu bedeli ödeyiniz." O reklamı size önerene de, okurunuza da ilanın yayınlanacağı nüshada bunu söyleyiniz. O fimalar, kişiler, kuruluşlar bir ilanla okurunuzu satın alamayacaklarını bilsinler anlasınlar. İsterseniz "bu sayfayı da bedelini sizler ödediğiniz için sizlerden gelenlere ayırıyor ve sizlerin yazılarınızı yayınlıyoruz." diyerek bir hoşluk da yapabilirsiniz. İsterseniz her gün yazdığınız yazılar yine aynı sayfada yer alabilir. Bu önerimi yapmaya niyetlenir ve söz ettiğim karşılığı alamazsanız, yani beklediğiniz para toplanmazsa o zaman çok daha vahim bir durumla karşılaşmışız demektir. Gazete ile okur arasında varolan ama yazılı olmayan sözleşme bu kez okur tarafından ozulmuş, artık "dayanışma" unsuru gündemden kalkmış demektir. İşte o zaman istediğiniz yere, istediğiniz büyüklük ve içerikte, istediğiniz ilanı alabilirsiniz. Ama o zaman ben "dayanışma" adına yaptığım eylemimi bir daha düşünürüm. Bunu da unutmayınız. Bizi ayakta tutan yalnız ve yalnız özsaygımız ve bunu sağlayan muhafaza ettiğimiz değerlerimizdir. Lütfen değerlerimize ve bize siz de saygı gösteriniz. Saygılarımla Mustafa SÜTLAŞ
(Bu yazı yazıldığı tarihte e-posta ile gazetenin forum, duvar gazetesi bölüm sorumlularına başyazarına gönderilmiştir.)
Ve Birgün gazetesi başyazarı Doğan L.Tılıç'ın köşesindeki yanıt yazısı
Zor bir gün...
Gazeteciliği hiçbir zaman yalnızca para kazanılacak bir meslek olarak göremedim. Ama, bu bir meslekse eğer, para da kazanılacak. Bugünün dünyasında, o, para denen şey yani, olmadan yaşanmıyor, ne yazık ki!
Birgün'de gazetecilik yapmak ise "acayip" bir şey. İnsana kış günü katalitik sattırıyor. Ankara'da doğru dürüst maaş alamadıkları için grev yapan arkadaşlardan biri, "Abi" diyor, "Sabah kalktım. Baktım ekmek yok, sigaram da bitmiş. Cebimde para da yok. O sırada dışarda 'Eskici' diye bağıranı duydum. Sattım benim eski katalitik sobayı; gidip ekmek, sigara aldım." Katalitik satan muhabir ne dese, ne yapsa haklı!
Ben, daha gazete çıkmadan, Birgün'de çalışmaya başladım. Gazetenin bütün diğer yazarları gibi para pul almıyorum. Dahası, gazetenin 3500 ortağından biri olduğumdan, katalitik satan arkadaşı mın maaşını ödemeyi de görevim sayıyor, gazeteye her ay üç beş kuruş veriyorum. Herkesin bu gazete var olsun, çalışanlar hakkını alabilsin diye nasıl çaba sarfettiğini bildiğimden, gazetenin çalışanı "ben" gazetenin patronu "ben"e karşı öfkeli yazılar yazıp yayımlayamıyorum.
Ancak, hayat acımasız; ev kirası oluyor, ekmek parası oluyor, çocuk nafakası oluyor ve dikiliyor çalışan "ben"in karşısına. Dahası, sakallı Filozof insanın bilincini yaşam koşullarının belirlediğini yazıyor ve katalitik satan "ben", gazete yaşasın diye para pul yetiştirmeye çalışan "ben"e kızıyorum. Bunun tersi de oluyor sık sık. En çok, gazetenin patronu "ben" olarak yaptığım yanlışlardan dolayı kendime kızıyorum. Ama, gazetede potansiyelinin sadece yüzde 10'u ile çalışan "ben"e de kızıyorum. Çalışan "ben"in patron "ben" gibi, patron "ben"in çalışan "ben" gibi düşünüp davranması nın koşullarını yaratamadığımız için yine en çok kendime kızıyorum. Bu koşullarda, gazete duvarlarına astığımız projeyi hayata geçirmenin maddi koşulları bir türlü var edilemiyor.
Okuyucumuz ise müthiş. Gazeteyi acayip sahipleniyor. En küçük hatayı gözümüze sokuyor. O hatalar yüzünden öyle bir dövüyor, öyle hesap soruyor ki, aynı yazıları bir başka gazetede yazsam tonlarca övgü dinleyebilecek ben, burada tonlarca yergi dinliyorum. Asla mazoşist değilim, ama inanın o yergilerden mutlu oluyorum. Birilerinin bir şeyleri böyle dert edinip sorgulaması, sahiplenmesi beni umutlandırıyor.
Bir okur, "Bizden özür dileyin ve bir daha bunu yapmayacağınıza söz verin" diye yazmış. "Ortak değerlerimizi hiçe saydınız" diyor. Bir daha yapmayın dediği şey, reklam almak. "Tam sayfa banka reklamı alacağınıza, o gün okurlara seslenin, reklamdan alacağınız parayı okurlara paylaştırıp onlardan alın ve o sayfayı okurların yazılarıyla doldurun", diyor. Hep reklam almayan bir gazete hayal etmiş ben, heyecanlanıyorum. Sonra, o arkadaşın "Bu öneriyi yapmaya niyetlenir ve söz ettiğim karşılığı alamazsanız, o zaman çok daha vahim bir durumla karşılaşmışız demektir" cümlesini okuyorum. Bu gazetede kaç kez ortaklık çağrısı, "her okur bir yeni okur bulmazsa işimiz zor, en kısa sürede 5 bin abone yapamazsak bu işi başaramayız" çağrısı yapıldığını anımsıyor, çağrılara gelen yanıtlara bakıp "demek ki durum vahim" diyorum.
Ertuğrul Özkök, AB ile ilgili "Zorlu süreç başladı" manşetini atan Birgün'ü "daha çok, Berlin Duvarı'nın yıkılışından önceki sol zihniyeti temsil eden bir gazete" diye tanımlıyor. Türkiye'deki Olli Rehn'in "2020 yılına kadar Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı ertelenebilir. Günü geldiğinde şartlara bakılır. Avrupa'nın işgücü piyasasına göre belki de serbest dolaşımın ertelenmesi kalıcı hale gelebilir" sözlerini 1. sayfada göstermeyip, "O gece Abdullah Gül'ü bekledim" başlığıyla Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'i 1. sayfaya taşıyan gazetesini nasıl tanımlamak gerektiğini bilemiyorum.
Bir taraftan Özkökler'in "Duvar öncesi sol" hamleleri, öte yandan "solcu" arkadaşların "bunlar sağcı" salvoları. Katalitik satarken reklam almamayı düşünmenin dayanılmaz ağırlığı ve para alamadığı için de, para veremediği için de kıvranan "ben"!
Ne dersiniz, ey sevgili ortaklar ve okurlar! Zor bir gün, değil mi?
Doğan L. Tılıç
|