B
UGÜN'E DAİR

Olan-biten | Olacaklar | Mesele nedir? | Tarihe not

Güncel Hukuk DergisiMart 2006 Sayısından
SAĞLIKLI OLMA HAKKI DEVLETİN SORUMLULUĞU

“Sağlık Hakkı, Sağlıklı Olma Hakkı” Devletin Sorumluluğu ve Yapılması Gerekenler

İnsanlar önceleri, “sağlığı” hastalığın olmaması olarak algılıyordu. O zamanlar "hastalıklar” önce "kader”, sonra da "olanaksızlıklardan”kaynaklanırdı.Herkes kendi başının çaresine bakar, ama hastalığın açı ve sıkıntısını hastanın çevresindekiler de çekerdi.

O nedenle dertler genellikle "sözde paylaşılır" onlar için türküler yakılırdı.: "aman doktor canım gülüm doktor / derdime bir çare / Çaresiz dertlere düştüm / aman doktor derdime bir çare”

Hastalıkları tedavi etmeyi "doktorlar" bilirlerdi. Onlara "muhtaç" olmamak ilk kural, "onlar”sız kalmamak da en büyük dilekti. Ama bu çoğu zaman başarılamazdı. Mutlaka onlara gereksinim duyulurdu.

Herkes elindekini avucundakini vererek doktorlardan "sağlıklarını" geri satın alırlardı.

Bunun için "varsıllar" paralarını verirlerdi. Yoksullar ise tavuğunu, yumurtasını, yoğurdunu, peynirini çıkın eder doktora "azımızı çoğa say" der teslim ederlerdi. Hiçbir şeyi olmayanlar ise boynuna yaşamı boyunca çıkaramayacağı bir "borç yükü" takar, bu nedenle boyunları bükük dolaşırlardı.

İnsaflı doktorlar kendilerine verilene "eyvallah" eder ve bu suretle "baba adam" olurken; insafsız doktorlar ise ev, arazi, hayvan sattırır, paraları üstüste istifler, "gözünü toprak doyursun" diye söz edilen insanlar arasına karışırlardı.

Ama herkes için durum böyle değildi

Devlet ve devletin "adamları" da vardı, kuşkusuz. Devlet her şeyden önce "devlet”ti.

Önce kendi adamlarını korurdu. Bu nedenle onların çoğu zaman tuzları kuruydu.

Önce "askerler" kendi "sağlık”ları için kendi "doktor”larını yetiştirmişlerdi. Kendi hastanelerini açmışlardı. Onlar için "sağlık" parasızdı, hizmet "hak”tı.

Sonra devletin diğer unsurları, öğretmenler, polisler, demiryolcular, hatta postacılar benzer "hak”lara sahip oldular; tabii benzer olanaklara da.

Doktorlar giderek "bollaşıyordu”. Aldıkları ise giderek küçülüyordu.

Sonra "üretenler" farklılığı fark ettiler. Kendi göbeklerini ve onların da hastaneleri, doktorları oldu.

O arada parasını ödeyecek olanlar ve herhangi bir durumda "acil sorunlar”la karşılaşanlar için "örnek" ve "devlet hastaneleri" de açıldı. Sağlık giderek herkes için bir "hak" olabilir miydi?

O aralar bir "devrim" oldu. Tuhaftır yine başrolde olanlar "askerler”di.

Önce bakış değişti. Devlet bir yere kadar "sosyal devlet" olduğunu fark etti.

Sonra "sağlık" kavramı değişti ve hasta olmamaktan daha başka bir anlamı olduğu fark edildi ve "tam iyilik" hali olarak adlandırıldı ve "Sağlık yalnız hastalıklardan arınmış olmak değil, aynı zamanda fiziksel ruhsal ve sosyal yönden tam iyilik halidir" diye tanımlandı.

Sağlık hizmet modeli de buna özgü olarak "sağlığı koruyucu, geliştirici ve hastalıkları önleyici" faaliyetlerin "esas olduğu" ileri sürüldü.

Bir adım daha atıldı ve herkesin kabul ettiği, en temel insan hakkı olan "yaşama hakkı”nın "sağlıklı bir şekilde yaşamak" anlamına geldiği de fark edildi. Aslında bu hak çoktan bir çok belgeye yazılmış, herkes tarafından kabul görmeye başlamıştı.

Sermayenin birikimi ve sağlık

Bu arada kapitalizm hızla gelişiyor, geliştikçe "sermaye büyüyor”, büyüdükçe "saldırganlaşıp vahşileşiyor”du. Savaş endüstrisinden sonra en çok para kazanılan iki alandan birisi "tıp endüstrisi" oluyordu. Bilimsel bilgi hızla gelişiyor, geliştikçe büyüyor, büyüdükçe "maliyeti" yükseliyordu. Asıl amaç "sermayeyi" büyütmekti.

İnsanların ilk satın alınan şeyleri "emekleri" oldu. Onlar bunu satmaya gönüllüydüler. Ve sattılar da. Sonra "refah" adına birikimlerini sundular, sermayeye daha büyüsün diye. Bu da bir anlamda karşılığı olduğu için "gönüllü" bir yönelimdi. Her mahallede "bir milyoner" yaratılacaktı ya; o "milyoner" herhangi biri olabilirdi. Kimse ses çıkarmadı bu yüzden.

Ardından insanların o ana kadar "birlikte varettikleri” değerlere saldırdı kapitalizm, sermayesini büyütmek adına. Toprağın altındaki ve üstündeki değerlerle, kültürler böylece birer birer "sermaye”ye dönüştü ve onu büyüttü. O değerler "herkesindi ama aynı zamanda hiç kimsenin”di. "Tek başıma benim sesimin çıkması yetmez" dediler, ses vermediler. Çoğunluk ses vermeyince "ses verenler az, sesleri kısık kaldı”.

Büyüyen o canavara bunlar da yetmedi. İnsanların geçmişlerine ve geleceklerine saldırdı ve onları önce birer "meta" haline getirip sonra "sermayeye" dönüştürdü. Bu da yetmedi. "Akıllar, duygular, istekler, arzular" sermayeye dönüştü. Kimse ses çıkarmadı, çıkaramadı.

Büyüdükçe karnı doymayan, karnı doymadıkça lokmaları büyüyen ve her şeyi silip süpüren kapitalizm "terminal" dönemine adım atan bir kanser gibi son olarak insanların "canlarına ve sağlıklarına" saldırmaya karar verdi.

Sağlıkta dönüşüm programı ve sağlık hakkı

İşte İMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve benzeri ulus ötesi sermaye merkezlerinin dayatmaları konusunda giderek tüm dünyaya yaygınlaşan "sağlıkta dönüşüm uygulamaları" bunların sonucu olarak gündelik yaşamımıza girdi. Artık yumurtayla ve parayla dönmüyor bu temel hizmet alanı: "Sağlığından olmak hatta can vermek gerekiyor." Üstelik tüm bunlar "temel insan haklarına" saygının en üstte sallanan bayrak olduğu dönemde gerçekleşiyor.

Kapitalizmin ortaya çıktığı anda yürürlüğe giren "toplumsal uzlaşma”dan bu yana yüceltilen tüm değerler ve bu değerleri muhafaza etmek üzere oluşturulan ve görevleri tanımlanmış olan "devlet" bir aygıt olarak içindeki unsurlarıyla birlikte bu "uzlaşmayı" bozmak istiyor.

Üzerinde birleşilmiş kurallara karşın oyunu bozuyor ve yeni kurallar koyarak "sermaye”nin direktifleriyle insanımızın canını sağlığını "sermaye”ye dönüştürmek istiyor.

Tüm mücadele ve olan biten işte bunların oluşturduğu resmin değişik bölümleridir.

Sağlık Hakkı Hareketi

“Sağlık Hakkı Hareketi" tüm dünya ve insanlıkla aynı anda "sağlığı bozan, sağlıklılık halini ortadan kaldıran bu düzendir" saptamasını yapıp, ardından da "sağlık ve sağlıklı olmak haktır" talebini dile getirmek üzere bu resimdeki yerini alan gönüllü bir örgütlenmedir.

Sağlık hakkı sağlık hizmetlerinin varlığıyla gerçekleşir, bu hizmetleri bahane ederek insanların sağlığını ve canını "sermaye”ye dönüştürmeye yeltenenlere itiraz eden bir örgütlenmedir; "Sağlık Hakkı Hareketi”.

Bu itirazını ayrımsız olarak, hastası, hasta yakını, hekimi, hemşiresi, sağlıkçısı ve henüz sağlıklı olanlarıyla birlikte "tüm toplum" olarak birlikte yapmayı hedefleyen bir örgütlenmedir aynı zamanda. Onun için adında "Sağlık Hakkı" kadar "Hareket”e, "hareketliliğe" de vurgu yapılmaktadır.

Bu mücadelede herkesin yeri ve safı bellidir aslında. Tek görev kalmıştır. O da bu saflarda olmak gerektiğini fark etmek ve o yerleri doldurmak.

Eğer bu yerleri bugün dolduramazsak, 40'ların "Hitler Almanya’sı”nda olduğu gibi "en son olarak bizi almaya geldiklerinde bağırdığımız zaman sesimizi duyacak kimse kalmayacak.”

Bu iyice biline. Sevgi ve dostlukla

Mustafa SÜTLAŞ Sağlık Hakkı Hareketi Derneği Kurucu YK başkanı

01.3.2006

.....