|
Dünya Halk Sağlığı ve 13 Ulusal Halk Sağlığı Kongresi 27 Nisan - 01
Mayıs 2009 – İstanbul
HİLTON OTELİ PANEL
28 Nisan Salı 16:00-17:30 "Rudolf Virchow"
salonunda "49". toplantı “Sağlık ve Haklar: Hadi Sözümüzü Tutalım” MODERATÖR Feride
Aksu: (Prof. Dr. TTB Merkez Konseyi 2.
Başkanı) Konuşmacılar
ve konuşma başlıkları (*) Hans-Ulrich Deppe:
(Prof. Dr.
med., Sozialmediziner, Professor für “Sağlık Hakkı’nın etik
ve yasal yönleri” Peter Hall: (M.D., Doctors for Human
Rights, Watford WD5 0BE, UK) “Ulaşılabilir en
yüksek sağlık standardı - mesleki bir araştırma mitosu” Mustafa SÜTLAŞ / Sağlık Hakkı Hareketi Derneği Başkanı“Sağlık hakkı yasal durum ve
gerçek durum arasındaki uçurumlar”
ÖZET: Yaşama Hakkı’na gerçek
anlamını veren ve onu bütünleyen “Sağlık Hakkı” yalnız “İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi” ve onun açımlamak için ortaya konulan “Ekonomik,
Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” de dahil olmak üzere pek çok ulus
üzeri belge ve sözleşmelerde değil, aynı zamanda başta Anayasa ve sağlık hizmetine ilişkin diğer ulusal
mevzuat olmak üzere, mevcut ve yürürlükte olan sağlık mevzuatında ve mevcut
yasalara göre değerlendirme yapan Yargıtay içtihatlarında tüm vatandaşların
sahip olduğu “doğuştan bir hakları” olarak tanımlanmıştır. Ancak özellikle “sermayenin
küreselleşmesi” temelinde uygulamaya konulan ekonomik model ve bu modelleri
dayatan anlaşmalarla, bazı fiili yaptırımlar sonucu özellikle “devletin
sorumluluk ve yükümlülüğü altında olan bu hizmet”, içindeki temel
bileşenlerinin büyük bölümü itibariyle bu hakkın gereğini yerine getirecek bir
şekilde uygulanmamaktadır. Toplumun sağlığa, sağlık
hizmeti de dahil olmak üzere “temel haklar”a genel bakışı ve bu alanda
örgütlenmemesinden kaynaklanan “tek başınalığı” nedeniyle somut bir
talepler gündeme gelmemekte ve bu yüzden de bu hakkın ihlâli bir gerçeklik
olarak yaşanmaktadır. Durum yalnız bizim ülkemize özgü değildir ve pek çok
ülke ve toplumun da günümüzdeki gerçekliği halindedir. Dolayısıyla bu hakkın
sağlanması için yalnız kişiler, toplumlar ve ülkeler düzeyinde değil, “küresel
ölçekte ve birlikte bir mücadele” edilmesi gereklidir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sağlık, Sağlık Hakkı,
Uluslar arası Belgeler, GATS, GİRİŞBen bir “Halk Sağlığı Uzmanı” değilim. Bu alanda herhangi bir “formel” bir eğitim de almadım. Tıp Fakültesi’ni 1980 yılında bitirmiş bir hekimim. Formel anlamda “dermatoloji” uzmanlık eğitimi aldım, “lepra” konusunda çeşitli özel eğitimlere katıldım. Yine de kendimi bir “halk sağlıkçı” sayıyorum. Sizler de benimle en azından bu konuda “benzer” düşünüyor olmalısınız ki, beni buraya çağırdınız ve dinliyorsunuz. Haklısınız!. Sonraki yaşamım boyunca bence “halk sağlığı” konusuyla doğrudan ilgili, ancak “formel” anlamda birer “okul” olmayan, ama benim düşüncelerim ve yaptıklarımla, bugün verdiğim uğraşta bana “rehber” olan “dört okul”da eğitimimi sürdürdüm. Bu okullardan birincisi “mesleki örgüt”ümdü. Fakültenin 3. sınıfındayken oraya ilk adımımı attım. Şimdi aktif hekimlik yapmıyorum, ama hâlâ oranın üyesiyim. Bu okulun değişik “sınıf”larında, çok “farklı konularda” eğitimler aldım. Bundan dolayı onur ve gurur duyuyorum. İkincisi “cüzzam kontrol programı”dır. Henüz üç yıllık hekimken başladığım ve yaklaşık 25 yıl süren bu çalışma bana “sağlık ile hastalık”, “sağlıklı olma ile hastalıkların tanı ve tedavisi” arasındaki farklılıkları ve dolayısıyla “sağlık hizmeti”nin ne olduğunu öğretti. Üçüncüsü “hasta hakları alanındaki mücadele”dir. 1997’den bu yana süren bu çalışma içinde de “sağlığı”, “hastalığı” ve “iyileşmenin ne olduğunu” başka bir açıdan “hasta ve hasta yakını” açısından bakmayı öğrendim. Nihayet dördüncüsü üçüncüye çıkış noktası ve temel oluşturan içinde yer aldığım “insan hakları mücadelesi”dir. Aktif olarak hekimliğimin 5. yılından bu yana çeşitli yanları ve boyutlarıyla ilgi duyduğum, insan hakları içinde yer alan pek çok unsurun ne olduğunu, anlamını, ve bunlar için nasıl mücadele verileceğini alanın pek çok örgütünün içinde ve uygulama sırasında öğrendiğim bir okul oldu bu alan da. Şimdi sizlere sadece bir “hekim olarak” değil bu “beş okul”dan mezun olan bir “insan” olarak sizlere bana verilen bu başlığı sunmaya çalışacağım. Ama başlamadan önce konuşmamın en sonunda sizlere
söyleyeceğim sözü bir yana not etmeniz için Bu sözü Amerikalı yazar Herman Melville “Bir Wall Street Öyküsü: Kâtip Bartleby” adlı öyküsünde söylüyor. “Yapmamayı tercih etmek” çok önemli bir edimdir. Bu söz konumuzun da bence hem can alıcı noktasıdır, hem de eğer “yapmamamız gerekenleri” yaparsak ciddi sorumluluklar altına gireceğimiz açıktır. “Ben yapmamayı tercih ettim!.”
Çünkü “doğru” olan, “adil” olan”, “insani” olan, “tıbbi ve etik” olan
budur!. Sağlığın bileşenleri bugün “sağlık hizmeti” başlığında sunulanlardan daha fazladır. “Sağlık hizmeti”ni asıl olarak sağlıkçı sunar. Ama hizmetten yararlanan “birey” de hem kendisi için, hem içinde bulunduğu toplum için, hem de “sağlık” için buna katılır. Çünkü “aslolan insan ve sağlıktır.” Çünkü 1948 tarihli İnsan
Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25.maddesi; “1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı
için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik,
hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan
doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir. 2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar” demektedir. Bunlar en temel unsur olan insanın “yaşama hakkı”nı var etmek ve varlığını korumak için ortaya konulmuştur. Buna dayanılarak gündeme getirilen ve benim ülkem tarafından da bir iç hukuk kuralı haline getirilmiş olan “Ekonomik Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi”dir. Bizim Anayasamızın 90. maddesinde 2004 yılında yapılan bir değişiklikle, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır” denilmektedir. Dolayısıyla söz konusu sözleşme bizim için bir “iç hukuk kuralı yani yasa” hükmündedir. Bu sözleşmenin 12. maddesi de sağlık hakkını “Sağlık standardı hakkı” başlığı altında şöyle düzenlemiştir. “1. Bu
Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve
ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır. 2. Bu
Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla
alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir: a) Varolan
doğum oranının ve bebek ölümlerinin düşürülmesi ile çocukların sağlıklı
gelişmelerinin sağlanması; b) Çevre
sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle ileriye götürme; c) Salgın
hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer
hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü; d) Hastalık
halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli
şartların yaratılması.” diyerek ülkelerin sorumluluk ve yükümlülüklerini ortaya koymuştur. BM'nin sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı konusunda zaman zaman “YORUM BEYANI” adı altında kararları vardır. 11.08.2000 tarihli ve E/C.12/2000/4 sayılı 14 no’lu yorum beyanı da sağlık hakkı üzerinedir ve kapsamlı değerlendirmeler içermektedir. Söz konusu sözleşmeye dayanarak bu “yorum”da ortaya konulan bir kavram da “TEMEL (ASGARİ) YÜKÜMLÜLÜKLER”dir. Bunlar “sağlığın gerektirdiği sağlık hizmetinin olmazsa olmazları”dır. Sırasıyla şunları içerir: ·
Bağışıklama uygulamaları ·
Epidemik / Endemik Hastalıkları Önleme / Koruma ·
“Temel İlaçları” sağlama ·
Üreme / Anne / Çocuk Sağlığı Hizmetleri ·
Birinci Basamak Sağlık Bakımı /Hizmetleri ·
Hizmete erişimi sağlama (Dezavantajlı Gruplara
hizmet götürme) ·
Hizmetin eşit/adil dağılımını sağlama Bunlara dayanak olacak çeşitli uluslararası belgeler de vardır: ·
Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi Madde 35, ·
Avrupa Sosyal Şartı Madde 11, Madde 13, Madde
15, Madde 16, Madde 17 ·
İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi (2002) ·
DSÖ Alma-Ata Bildirisi (1978) ·
DTB Kırsal Alanlarda Tıbbi Bakım Önerileri (1983) ·
Hasta Hakları Bildirgeleri Bu uluslar arası temel düzenlemeler dışında ülkemiz içinde de burada ayrıntılarını sıralamayacağım temel yasal düzenlemeler[1] de vardır: Bu yasalar ve onların yorumlanışı, bu hizmetlerin tümünün asıl olarak “devletin sorumluluk ve yükümlülüğü” altında olan hizmetler olarak tanımlamıştır. Uygulamalar da, beyanlar da, tartışmaları durumlarda son sözü söyleyen “hukukun kararları” da bu doğrultudadır. Sizlere yalnız bunlardan bir
tanesini örnek göstermek istiyorum: “Anayasa Mahkemesi Kararı” “Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır” 1990/27 E, 1991/2 K , 17.1.1991 Herhangi bir hakla ilgili olarak o hakları koyan ve koruyan otoritenin, yani “devlet”in, her hakla ilgili üç temel görevi vardır.
Bu bağlamda “sağlık hakkı”nın da şu iki bileşeni devletlerin sorumluluğu altındadır.
Tüm bunlar toplumun, insanların gereksinimi olan sağlık hizmetlerinin “temel bir hak” olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak “sermayenin küresel” hale geldiği günümüz dünyasında “yaşamı sermayeyi kontrol edenler” belirlemekte ve şekillendirmektedir. Bu belirleme araçlarından birisi “GATS”
yani “Çok Taraflı Hizmet Ticareti Anlaşması” Bu anlaşmayı Türkiye’de 1 Ocak 1995’de imzalayarak bir “iç hukuk metni” haline getirmiştir. GATS tarafların belirli bir programa göre anlaşmanın içine dahil ettiği her türlü “hizmet alanını” kapsamaktadır. Yani her türlü kamusal nitelikli hizmet bu anlaşmaya göre ticaretin konusu olabilmektedir. Devletin verdiği hizmetler, eğer ticarete konuysa ve ekonomik kazanç sağlayan bir eylem içeriyorsa, bu hizmetler anlaşmanın kapsamı içerisine girmektedir. Hizmetler, çeşitli sektörlere göre ayrılmıştır, anlaşmada söz edilen 12 hizmet sektörü arasında sağlık da var. GATS’ın düzenlediği konular şunları kapsamaktadır:
Bunları “sağlık hizmeti”nin “kavram ve sözcükleri”yle söylersek bu alanda yaşadıklarımız çok daha net olarak ortaya konulmuş olacaktır:
Bu kuralların uygulanması için gerekli araçlar günümüzde şöyle belirlenmiştir:
Şu anda burada ve pek çok ülkede yaşanan bunlardır ve nedeni de söz ettiğimiz kurallardır. Olması gerekenle mevcut olanın arasındaki “uçurum”un nedeni de budur!. Bu araçlar uygulandığında ortaya bugün sorun olarak tanımladığımız şu sonuçlar çıkmıştır:
Bu araçlarla sağlık için gerekli olan asgari temel yükümlülükler” de sağlanamaz hale gelmiştir.
Üzerinde 25 yıl çalıştığım “cüzzam hastalığı”yla ilgili şimdi olanlara baktığımda da aynı sonuçlara varıyorum. Verem için, sıtma için, diğer toplumsal sağlık sorunları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Toplumun sağlığa, sağlık hizmeti de dahil olmak üzere “temel haklar”a genel bakışı ve bu alanda örgütlenmemesinden kaynaklanan “tek başınalığı” nedeniyle somut bir talepler gündeme gelmemekte ve bu yüzden de “sağlık hakkı ve sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâli” bir gerçeklik olarak yaşanmaktadır. İnsanın toplumsal evrimine baktığımızda, geldiğimiz noktanın, özellikle insan ilişkilerinde, insanı “özel, özerk ve özgür” bir varlık olarak kabul etmekten kaynaklanan “hak temelli” bir yaklaşımı gerekli kıldığını görmekteyiz. İnsanın ancak “haklarıyla” varolabileceği, hem evrensel belge ve sözleşmelerde de açıkça benimsenmiştir. Bu bağlamda hangi değerlere dayanırsa dayansın, nasıl bir yaşam modeli önerirse önersin, tüm ideolojiler ve toplumsal yapılar “insan için varoldukları” sürece bu bakış açısını benimsemek durumundadırlar. Kendilerini “haklarının sahibi ve öznesi” durumunda gören bireylerin “haklarına sahip çıkmaları” ancak buna dair yaptıkları, yarattıkları ve gerçekleştirdikleri “somut örnekler ve açılımlar”la mümkündür. Bu da öncelikle bu tür hakların yüksek sesle ifadesini, savunulmasını ve talep edilmesini gerekli kılmaktadır. Tüm bu nedenlerle ve bilinçle “sağlık hakkı ve hasta hakları”nın daha sık, daha yoğun, daha yaygın ifadesi de hem hakları gerçek anlamıyla var etmek, hem de bu doğrultuda bir “bilinç yaratmak” bugün her zamankinden çok daha önemli ve gereklidir. Durum yalnız bizim ülkemize özgü değildir ve pek çok ülke ve toplumun da günümüzdeki gerçekliği halindedir. Dolayısıyla bu hakkın sağlanması için yalnız kişiler, toplumlar ve ülkeler düzeyinde değil, “küresel ölçekte ve birlikte bir mücadele” edilmesi gereklidir. Bu mücadelenin bir unsuru
olarak da GATS gibi insana ve dayanışma içindeki bir toplum olmaya aykırı
düzenlemelere itiraz edilmeli, bunların koyduğu ve dayattığı uygulamaları “yapmamayı, yerine getirmemeyi tercih
etmelidir!” Teşekkür ederim. (*) Söz konusu panele çok önemli bir engel nedeniyle katılamadım. Durum moderatör tarafından izleyicilere iletildi. bu metin orada yapamadığım konuşma metnidir.
SGGSS İLE
BİRLEŞTİRİLENLER SAĞLIK GÜVENLİK YASALARI
Diğer bazı yasalar
|