Dünya Halk Sağlığı ve

13 Ulusal Halk Sağlığı Kongresi

27 Nisan - 01 Mayıs 2009 – İstanbul

HİLTON OTELİ

 

PANEL

28 Nisan Salı 16:00-17:30 "Rudolf Virchow" salonunda "49". toplantı

“Sağlık ve Haklar: Hadi Sözümüzü Tutalım”

MODERATÖR

Feride Aksu: (Prof. Dr. TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı)

 

Konuşmacılar ve konuşma başlıkları (*)

Hans-Ulrich Deppe: (Prof. Dr. med., Sozialmediziner, Professor für
medizinische Soziologie und Direktor des Instituts für medizinische
Soziologie im Universitätsklinikum der Goethe-Universität Frankfurt
am Main)

“Sağlık Hakkı’nın etik ve yasal yönleri”

Peter Hall: (M.D., Doctors for Human Rights, Watford WD5 0BE, UK)

“Ulaşılabilir en yüksek sağlık standardı - mesleki bir araştırma mitosu”

 

Mustafa SÜTLAŞ / Sağlık Hakkı Hareketi Derneği Başkanı

“Sağlık hakkı yasal durum ve gerçek durum arasındaki uçurumlar”

 

 

ÖZET:

Yaşama Hakkı’na gerçek anlamını veren ve onu bütünleyen “Sağlık Hakkı” yalnız “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi” ve onun açımlamak için ortaya konulan “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” de dahil olmak üzere pek çok ulus üzeri belge ve sözleşmelerde değil, aynı zamanda başta Anayasa  ve sağlık hizmetine ilişkin diğer ulusal mevzuat olmak üzere, mevcut ve yürürlükte olan sağlık mevzuatında ve mevcut yasalara göre değerlendirme yapan Yargıtay içtihatlarında tüm vatandaşların sahip olduğu “doğuştan bir hakları” olarak tanımlanmıştır.

Ancak özellikle “sermayenin küreselleşmesi” temelinde uygulamaya konulan ekonomik model ve bu modelleri dayatan anlaşmalarla, bazı fiili yaptırımlar sonucu özellikle “devletin sorumluluk ve yükümlülüğü altında olan bu hizmet”, içindeki temel bileşenlerinin büyük bölümü itibariyle bu hakkın gereğini yerine getirecek bir şekilde uygulanmamaktadır.

Toplumun sağlığa, sağlık hizmeti de dahil olmak üzere “temel haklar”a genel bakışı ve bu alanda örgütlenmemesinden kaynaklanan “tek başınalığı” nedeniyle somut bir talepler gündeme gelmemekte ve bu yüzden de bu hakkın ihlâli bir gerçeklik olarak yaşanmaktadır.

Durum yalnız bizim ülkemize özgü değildir ve pek çok ülke ve toplumun da günümüzdeki gerçekliği halindedir. Dolayısıyla bu hakkın sağlanması için yalnız kişiler, toplumlar ve ülkeler düzeyinde değil, “küresel ölçekte ve birlikte bir mücadele” edilmesi gereklidir.

ANAHTAR SÖZCÜKLER: Sağlık, Sağlık Hakkı, Uluslar arası Belgeler, GATS,

 

 

GİRİŞ

Ben bir “Halk Sağlığı Uzmanı” değilim. Bu alanda herhangi bir “formel” bir eğitim de almadım.

Tıp Fakültesi’ni 1980 yılında bitirmiş bir hekimim. Formel anlamda “dermatoloji” uzmanlık eğitimi aldım, “lepra” konusunda çeşitli özel eğitimlere katıldım.

Yine de kendimi bir “halk sağlıkçı” sayıyorum. Sizler de benimle en azından bu konuda “benzer” düşünüyor olmalısınız ki, beni buraya çağırdınız ve dinliyorsunuz.

Haklısınız!.

Sonraki yaşamım boyunca bence “halk sağlığı” konusuyla doğrudan ilgili, ancak “formel” anlamda birer “okul” olmayan, ama benim düşüncelerim ve yaptıklarımla, bugün verdiğim uğraşta bana “rehber” olan “dört okul”da eğitimimi sürdürdüm.

Bu okullardan birincisi “mesleki örgüt”ümdü.

Fakültenin 3. sınıfındayken oraya ilk adımımı attım. Şimdi aktif hekimlik yapmıyorum, ama hâlâ oranın üyesiyim. Bu okulun değişik “sınıf”larında, çok “farklı konularda” eğitimler aldım. Bundan dolayı onur ve gurur duyuyorum.

İkincisi “cüzzam kontrol programı”dır. Henüz üç yıllık hekimken başladığım ve yaklaşık 25 yıl süren bu çalışma bana “sağlık ile hastalık”, “sağlıklı olma ile hastalıkların tanı ve tedavisi” arasındaki farklılıkları ve dolayısıyla “sağlık hizmeti”nin ne olduğunu öğretti.

Üçüncüsü “hasta hakları alanındaki mücadele”dir. 1997’den bu yana süren bu çalışma içinde de “sağlığı”, “hastalığı” ve “iyileşmenin ne olduğunu” başka bir açıdan “hasta ve hasta yakını” açısından bakmayı öğrendim.

Nihayet dördüncüsü üçüncüye çıkış noktası ve temel oluşturan içinde yer aldığım “insan hakları mücadelesi”dir. Aktif olarak hekimliğimin 5. yılından bu yana çeşitli yanları ve boyutlarıyla ilgi duyduğum, insan hakları içinde yer alan pek çok unsurun ne olduğunu, anlamını, ve bunlar için nasıl mücadele verileceğini alanın pek çok örgütünün içinde ve uygulama sırasında öğrendiğim bir okul oldu bu alan da.

Şimdi sizlere sadece bir “hekim olarak” değil bu “beş okul”dan mezun olan bir “insan” olarak sizlere bana verilen bu başlığı sunmaya çalışacağım.

 

Ama başlamadan önce konuşmamın en sonunda sizlere söyleyeceğim sözü bir yana not etmeniz için baştan söylemek istiyorum: “Yapmamayı tercih ederim!”

 

Bu sözü Amerikalı yazar Herman Melville “Bir Wall Street Öyküsü: Kâtip Bartleby” adlı öyküsünde söylüyor.

 

“Yapmamayı tercih etmek” çok önemli bir edimdir.

Bu söz konumuzun da bence hem can alıcı noktasıdır, hem de eğer “yapmamamız gerekenleri” yaparsak ciddi sorumluluklar altına gireceğimiz açıktır.

“Ben yapmamayı tercih ettim!.” Çünkü “doğru” olan, “adil” olan”, “insani” olan, “tıbbi ve etik” olan budur!.

 

Sağlığın bileşenleri bugün “sağlık hizmeti” başlığında sunulanlardan daha fazladır.

“Sağlık hizmeti”ni asıl olarak sağlıkçı sunar. Ama hizmetten yararlanan “birey” de hem kendisi için, hem içinde bulunduğu toplum için, hem de “sağlık” için buna katılır. Çünkü “aslolan insan ve sağlıktır.”

 

Çünkü 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 25.maddesi;

“1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.

2. Anaların ve çocukların özel bakım ve yardım görme hakları vardır. Bütün çocuklar, evlilik içi veya evlilik dışı doğmuş olsunlar, aynı sosyal güvenceden yararlanırlar” demektedir.

 

Bunlar en temel unsur olan insanın “yaşama hakkı”nı var etmek ve varlığını korumak için ortaya konulmuştur.

Buna dayanılarak gündeme getirilen ve benim ülkem tarafından da bir iç hukuk kuralı haline getirilmiş olan “Ekonomik Sosyal Kültürel Haklar Sözleşmesi”dir.

Bizim Anayasamızın 90. maddesinde 2004 yılında yapılan bir değişiklikle,

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır”

denilmektedir. Dolayısıyla söz konusu sözleşme bizim için bir “iç hukuk kuralı yani yasa” hükmündedir.

 

Bu sözleşmenin 12. maddesi de sağlık hakkını “Sağlık standardı hakkı” başlığı altında şöyle düzenlemiştir.

“1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır.

2. Bu Sözleşmeye Taraf Devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir:

a) Varolan doğum oranının ve bebek ölümlerinin düşürülmesi ile çocukların sağlıklı gelişmelerinin sağlanması;

b) Çevre sağlığını ve sanayi temizliğini her yönüyle ileriye götürme;

c) Salgın hastalıkların, yöresel hastalıkların, mesleki hastalıkların ve diğer hastalıkların önlenmesi, tedavisi ve kontrolü;

d) Hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartların yaratılması.”

diyerek ülkelerin sorumluluk ve yükümlülüklerini ortaya koymuştur.

 

BM'nin sözleşmelerin nasıl yorumlanacağı konusunda zaman zaman “YORUM BEYANI” adı altında kararları vardır. 11.08.2000 tarihli ve E/C.12/2000/4 sayılı 14 no’lu yorum beyanı da sağlık hakkı üzerinedir ve kapsamlı değerlendirmeler içermektedir. Söz konusu sözleşmeye dayanarak bu “yorum”da ortaya konulan bir kavram da “TEMEL (ASGARİ) YÜKÜMLÜLÜKLER”dir.

Bunlar “sağlığın gerektirdiği sağlık hizmetinin olmazsa olmazları”dır. Sırasıyla şunları içerir:

·        Bağışıklama uygulamaları

·        Epidemik / Endemik Hastalıkları Önleme / Koruma

·        “Temel İlaçları” sağlama

·        Üreme / Anne / Çocuk Sağlığı Hizmetleri

·        Birinci Basamak Sağlık Bakımı /Hizmetleri

·        Hizmete erişimi sağlama (Dezavantajlı Gruplara hizmet götürme)

·        Hizmetin eşit/adil dağılımını sağlama

 

Bunlara dayanak olacak çeşitli uluslararası belgeler de vardır:

·        Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi Madde 35,

·        Avrupa Sosyal Şartı Madde 11, Madde 13, Madde 15,  Madde 16, Madde 17

·        İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi (2002)

·        DSÖ Alma-Ata Bildirisi (1978)

·        DTB Kırsal Alanlarda Tıbbi Bakım Önerileri (1983)

·        Hasta Hakları Bildirgeleri

 

Bu uluslar arası temel düzenlemeler dışında ülkemiz içinde de burada ayrıntılarını sıralamayacağım temel yasal düzenlemeler[1] de vardır:

 

Bu yasalar ve onların yorumlanışı, bu hizmetlerin tümünün asıl olarak “devletin sorumluluk ve yükümlülüğü” altında olan hizmetler olarak tanımlamıştır. Uygulamalar da, beyanlar da, tartışmaları durumlarda son sözü söyleyen “hukukun kararları” da bu doğrultudadır.

 

Sizlere yalnız bunlardan bir tanesini örnek göstermek istiyorum: “Anayasa Mahkemesi Kararı”

“Kişinin yaşama hakkı, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı olan her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete ödev olarak verilmiştir. Güçsüzleri güçlüler karşısında koruyacak olan devlet, gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak, böylece gerçek hukuk devleti niteliğine ulaşacaktır”  1990/27 E, 1991/2 K , 17.1.1991

 

Herhangi bir hakla ilgili olarak o hakları koyan ve koruyan otoritenin, yani “devlet”in, her hakla ilgili üç temel görevi vardır.

  • Bunlardan ilki “dokunmama” görevidir. Burada temel haklar bağlamında “insanların yaşamlarına ve yaşama haklarına” yukarıda da belirtildiği üzere devlet “dokunamaz”.
  • Devletin ikinci sorumluluğu üçüncü kişiler ya da her türlü dış etkenden gelecek olan müdahale ve saldırılara karşı bu haklara “dokundurtmama” görevidir. Dolayısıyla yine aynı maddede söz edilen “koruma” görevini de bu bağlamda anlamak gerekir.
  • Devletin üçüncü görevide, bu haklardan yararlanılabilmesi için “bazı iş, görev ve eylemleri yapma, olanakları sağlama ve bazı hizmetleri yerine getirme sorumluluğu”dur.

 

Bu bağlamda “sağlık hakkı”nın da şu iki bileşeni devletlerin sorumluluğu altındadır.

  • Sağlıklı olma hakkı
  • Sağlık hizmetlerine ulaşma ve yararlanma hakkı

 

Tüm bunlar toplumun, insanların gereksinimi olan sağlık hizmetlerinin “temel bir hak” olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Ancak “sermayenin küresel” hale geldiği günümüz dünyasında “yaşamı sermayeyi kontrol edenler” belirlemekte ve şekillendirmektedir.

 

Bu belirleme araçlarından birisi “GATS” yani “Çok Taraflı Hizmet Ticareti Anlaşması”

Bu anlaşmayı Türkiye’de 1 Ocak 1995’de imzalayarak bir “iç hukuk metni” haline getirmiştir.

 

GATS tarafların belirli bir programa göre anlaşmanın içine dahil ettiği her türlü “hizmet alanını” kapsamaktadır. Yani her türlü kamusal nitelikli hizmet bu anlaşmaya göre ticaretin konusu olabilmektedir. Devletin  verdiği  hizmetler,  eğer  ticarete  konuysa  ve  ekonomik  kazanç sağlayan bir eylem içeriyorsa, bu hizmetler anlaşmanın kapsamı içerisine girmektedir.

Hizmetler,  çeşitli sektörlere  göre  ayrılmıştır, anlaşmada söz edilen 12 hizmet  sektörü  arasında sağlık da var.

GATS’ın düzenlediği konular şunları kapsamaktadır:

  • Piyasada üretilebilen veya sağlanabilen hiçbir mal ve hizmet üretimi/sunumu devlet tarafından yapılamaz
  • Devlet genel ve en büyük alıcı olarak organlarının / öğelerinin veya hizmet  ettiği vatandaşların gereksindiği bu tür mal ve hizmet gereksinimi piyasadan sağlar.
  • Devlet  elindeki toplumsal ve doğal kaynakları daima ve öncelikle piyasa için harcamalı ve “sermayenin harekete geçmesi için” öncelikle onların yararlanmasına sunmalıdır.
  • Bu sürecin öncesinde elinde olan her türlü mal ve hizmet üretim aracı, kaynağı ve kurumunu piyasaya devretmelidir.
  • Piyasanın kendi iç işlerliğine herhangi bir şekilde “ulusal / yerel / bölgesel” düzeyde bir müdahale yapmamalıdır. 

 

Bunları “sağlık hizmeti”nin “kavram ve sözcükleri”yle söylersek bu alanda yaşadıklarımız çok daha net olarak ortaya konulmuş olacaktır:

  • Eğer bir “özel hizmet sunan yapı” varsa devlet kendi araç ve unsurlarıyla sağlık hizmeti vermeyecek ve vatandaşın gereksindiği hizmeti bu yapılardan satın alacaktır. Bu “sağlığın bir kamusal hizmet olmaktan çıkıp piyasalaşması” demektir.
  • Halen devletin elinde sağlık hizmet sunumu ile ilgili kaynaklar ve yapılar vardır. Bu kaynaklar GATS’ın kuralları gereği bu “kaynaklar piyasaya devredilmeli” yani “özelleştirilmeli”dir.
  • Söz konusu bu hizmet sunumu sürecinde “rekâbet ve kârın maksimizasyonu” temel olacağından “devlet herhangi bir biçimde bu piyasaya müdahale etmemelidir.” Bunun da pratikteki karşılığı “sağlık kurumlarının hizmetini” kendileri belirler hale gelmesidir.

 

Bu kuralların uygulanması için gerekli araçlar günümüzde şöyle belirlenmiştir:

  • Genel Sağlık Sigortası
  • Aile Hekimliği Modeli
  • Hastane ve tanı tedavi temelli kurumların özelleştirilmesi

 

Şu anda burada ve pek çok ülkede yaşanan bunlardır ve nedeni de söz ettiğimiz kurallardır.

Olması gerekenle mevcut olanın arasındaki “uçurum”un nedeni de budur!.

 

Bu araçlar uygulandığında ortaya bugün sorun olarak tanımladığımız şu sonuçlar çıkmıştır:

  • GSS sağlık hizmetinden yararlanmayı “ödeme yapma” koşuluna bağlamış ve sınırlamıştır.
  • Aile hekimliği modeli sağlığın “toplumsal niteliğini ortadan kaldırarak” “kişiselleştirmiştir.”
  • Özelleştirme de “sağlığın dayandığı değerleri yok ederek” sağlığı “piyasalaştırıp, ticarileştirmiş”tir.

 

Bu araçlarla sağlık için gerekli olan asgari temel yükümlülükler” de sağlanamaz hale gelmiştir.

 

TEMELYÜKÜMLÜLÜKLER

GSS

Aile Hekimliği

Sağlık Kurumu

Toplumsal Sonuç

Bağışıklama uygulamaları

(-) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

(?) / (-)

Karşılanmıyor

Epidemik/Endemik Hastalıkları Önleme / Koruma

( - )

Kişisel Düzlemde (?)

TSM (?)

Karşılanmıyor

Temel İlaçları Sağlama

(-) / Kişisel

(Değişebilir)

Kişisel Düzlemde (?)

( ? )

Bir ölçüde / Sınırlanabilir

Üreme/Anne/Çocuk Sağlığı

( - ) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

( - )

Bir ölçüde / Sınırlanabilir

1.Basamak Sağlık Bakımı Hizmeti

( - ) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

( - )

Karşılanmıyor

Hizmete erişim

(Dezavantajlı gruplar)

Karşılamıyor

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Hizmetin eşit adil dağılımı

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Toplum temelli sağlık sorunları

( - )

Karşılanmıyor

( - ) /TSM??

Karşılanmıyor

Sağlığın/sağlıklılığın sürdürülmesi ve geliştirilmesi

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Sağlığın sosyal yolla desteklenmesi

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

 

Üzerinde 25 yıl çalıştığım “cüzzam hastalığı”yla ilgili şimdi olanlara baktığımda da  aynı sonuçlara varıyorum. Verem için, sıtma için, diğer toplumsal sağlık sorunları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.

 

Yapılması Gerekenler

GSS

Aile Hekimliği

Sağlık Kurumu

Toplumsal Sonuç

Hastalığın tanı ve tedavisi

(-) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

(?) / (-)

Karşılanmıyor

Bulaşmayı önleme/koruma/kontrol

( - )

Kişisel Düzlemde (?)

TSM (?)

Karşılanmıyor

Temel İlaçları Sağlama (DSÖ dışındaki ilaçlar+reaksiyon tedavisi)

(-) / Kişisel

(Değişebilir)

Kişisel Düzlemde (?)

( ? )

Bir ölçüde / Sınırlanabilir

Sakatlıkların bakım, tedavi ve rehabilitasyonu

( - ) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

( - )

Bir ölçüde / Sınırlanabilir

Diğer sağlık sorunlarının  çözümü

( - ) / Kişisel

Kişisel Düzlemde (?)

( - )

Karşılanmıyor

Hizmete erişim(Dezavantajlılar) (uzak olanlar, sakatlar, çocuk vb.)

Karşılamıyor

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Hizmetin eşit adil dağılımı

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Sağlığın/sağlıklılığın sürdürülmesi ve geliştirilmesi

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

Sağlığın sosyal yolla desteklenmesi

( - )

Karşılanmıyor

( - )

Karşılanmıyor

 

Toplumun sağlığa, sağlık hizmeti de dahil olmak üzere “temel haklar”a genel bakışı ve bu alanda örgütlenmemesinden kaynaklanan “tek başınalığı” nedeniyle somut bir talepler gündeme gelmemekte ve bu yüzden de “sağlık hakkı ve sağlık hizmetine ulaşma ve yararlanma hakkının ihlâli” bir gerçeklik olarak yaşanmaktadır.

 

İnsanın toplumsal evrimine baktığımızda, geldiğimiz noktanın, özellikle insan ilişkilerinde, insanı “özel, özerk ve özgür” bir varlık olarak kabul etmekten kaynaklanan “hak temelli” bir yaklaşımı gerekli kıldığını görmekteyiz.

İnsanın ancak “haklarıyla” varolabileceği, hem evrensel belge ve sözleşmelerde de açıkça benimsenmiştir. Bu bağlamda hangi değerlere dayanırsa dayansın, nasıl bir yaşam modeli önerirse önersin, tüm ideolojiler ve toplumsal yapılar “insan için varoldukları” sürece bu bakış açısını benimsemek durumundadırlar.

Kendilerini “haklarının sahibi ve öznesi” durumunda gören bireylerin “haklarına sahip çıkmaları” ancak buna dair yaptıkları, yarattıkları ve gerçekleştirdikleri “somut örnekler ve açılımlar”la mümkündür. Bu da öncelikle bu tür hakların yüksek sesle ifadesini, savunulmasını ve talep edilmesini gerekli kılmaktadır.

Tüm bu nedenlerle ve bilinçle “sağlık hakkı ve hasta hakları”nın daha sık, daha yoğun, daha yaygın ifadesi de hem hakları gerçek anlamıyla var etmek, hem de bu doğrultuda bir “bilinç  yaratmak” bugün her zamankinden çok daha önemli ve gereklidir.

Durum yalnız bizim ülkemize özgü değildir ve pek çok ülke ve toplumun da günümüzdeki gerçekliği halindedir. Dolayısıyla bu hakkın sağlanması için yalnız kişiler, toplumlar ve ülkeler düzeyinde değil, “küresel ölçekte ve birlikte bir mücadele” edilmesi gereklidir.

 

Bu mücadelenin bir unsuru olarak da GATS gibi insana ve dayanışma içindeki bir toplum olmaya aykırı düzenlemelere itiraz edilmeli, bunların koyduğu ve dayattığı uygulamaları  “yapmamayı, yerine getirmemeyi tercih etmelidir!”

 

Teşekkür ederim.

 

 




(*) Söz konusu panele çok önemli bir engel nedeniyle katılamadım. Durum moderatör tarafından izleyicilere iletildi. bu metin orada yapamadığım konuşma metnidir.

[1]

  • 1930 tarihli Umumi Hıfzısıhha Kanunu

SGGSS İLE BİRLEŞTİRİLENLER SAĞLIK GÜVENLİK YASALARI

  • 1946 SSK
  • 1949 tarihli 5434 sayılı yasa ile Emekli Sandığı
  • 1964 tarihli 506 sayılı ile Sosyal Sigortalar Kanunu
  • 1971 tarihli 1479 sayılı yasa ile Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu (BAĞ-KUR)

Diğer bazı yasalar

  • 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşmayı ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu
  • 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu
  • 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun
  • 1961'de tarihli ve 224 sayılı
  • “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesine Dair Kanun”